Ayse Düzkan – Turkey

She is one of the 1000 women proposed for the Nobel Peace Price 2005.

Ayse Düzkan, born in 1959, is one of the first feminist activists and writers in Turkey and has been active in various campaigns for women’s rights: in the peace struggle after 1990, as a journalist on war crimes and women’s issues among the Kurds, with the Women’s International League for Peace and Freedom (WILPF) on the Peace Train from Helsinki to Beijing, and the Peace Tent in the NGO Forum in 1995. She has been in and written about post-war Bosnia and Albania, as well as the Women in Black in Serbia and the Balkans. And she has also been active against the war in Iraq.

Listen her in turkish on the video: Sisli Direnis evi imza gunu, 9.05 min, December 27, 2006.

She is also a political heroe.

Ayse believes peace is possible only through struggle. She hopes to find a future where women are not oppressed and exploited, and she hopes to find equality, freedom, and justice in that future.

.ayse-duzkan-turkey-rog-r70p.JPG.

Ayse Düzkan – Turkey

She works for the Women’s Foundation for Culture and Communication,
and for Pazartesi (Monday newspaper).

Ayse Duzkan started working in a trade union of health workers after she finished high school. The next year she started as a journalist on labor issues in a daily which was closed down after the coup d’etat in Turkey in 1980.

She was arrested, tortured, and imprisoned for several months. In 1984 she joined the first feminist group in Turkey and is one of the founders of the feminist movement there, always active in the movement and in various related campaigns.

She is one of the founders and writers of the first feminist magazine in Turkish, Feminist. She was also founder of Pazartesi, a feminist monthly that has been published for ten years. Ayse has also worked in the women’s peace movement in Turkey, and on building contacts with women who work for peace in other countries.

In 1995, she went to the NGO Forum in Beijing via the Peace Train organized by the Women’s League for Peace and Freedom. She participated in many conferences for peace in Turkey, many organized by women.

As a journalist, she has worked in and written about the Kurdish zones, telling of the war crimes and issues of women’s rights there, and ran columns in four dailies, two of which are considered Kurdish. As a feminist she has built up close relations with the Kurdish women’s movement.

Her work is especially important as she is of Turkish origin, and is one of the few Turks who has supported a fair and just peace between Kurds and Turks.

Ayse has also worked on human rights issues, and has written for the BBC’s Turkish section on the hunger strikes in prisons since 2001. She has written many articles and stories about people who have suffered from the war, and about women who have been subjected to sexual violence.

She is particularly proud to have interviewed Sukran Aydin, a Kurdish woman who was raped by police officers and who, on applying to the European Court of Human Rights ECHR, was admitted immediately. Ayse recalls how Sukran came to Diyarbakir from the village she lived in, and how they met secretly in an office there, speaking through a Kurdish-Turkish translator. Sukran’s story and case were very important in Turkey.

Another article she wrote was about the story of Sevda, killed at the age of 17 by her 15 year old cousin. Ayse interviewed the young boy in prison, as well as the girl’s family, who had decided that Sevda (who used to run away from home) should be killed in order to save their honor.

Ayse also interviewed many women who lost sons and relatives in war, and when she went to Bosnia in 1998 she was impressed by the fact that these stories were so common. She met the Women in Black of Serbia in Slovenia in 1995 and interviewed them then, writing about their work all around the world. She learned a lot from them about the women’s peace movement.

She has also done many interviews in prisons, often entering in secret. One of these was with Songul, who accidentally killed her two year old daughter when she was trying to commit suicide because she could no longer stand the oppression of her family.

Ayse also interviewed women prisoners who were literally burned in order to end the hunger strikes against isolation in prisons.

Ayse’s work on achieving fair and just peace between Turks and Kurds has been important, especially as she is of Turkish background.

She has been tried at court many times for her articles and speeches. In one of the many court trials, she recalls appearing in court with her lawyer (who is also Turkish): the judge commented that, despite being of Kurdish background one of them was a writer and the other a lawyer, and that this showed there was no oppression against Kurds in Turkey.

When they reminded him that they were in fact not Kurdish he said, “In that case what are you both doing here?” Ayse believes that peace is only possible through a struggle against the oppression and exploitation caused by capitalism and patriarchy.

As the mother of an 18 year old girl, she hopes to prepare a better future for all the children in the world. She hopes to find a future where women are not oppressed and exploited, and she hopes to find equality, freedom and justice in that future. (1000peacewomen).

Yazar ayşe düzkan yeni yayınlanan çalışması, “Behiç Aşçı Kitabı”nın tanıtımını avukat Behiç Aşçı’nın evinde düzenlediği bir imza günü ile yaptı. düzkan, imza gününde, “Türkiye herkesin cezaevine girme riski olan bir ülke, bir sürü başbakanı cezaevine atmış bir ülke, dolayısıyla Behiç’in ve diğer Ölüm Orucu yürütenlerin F tipi cezaevlerine karşı hepimiz için bir şey yaptığını düşünüyorum. O yüzden ona teşekkür etmek istiyorum” dedi. (full text).

Rethinking The Polotical: A Feminist Journal In Turkey, Pazartesi.

She writes: Ayşe Düzkan Radikal Gazetesi, 27/11/2005
Roger Waters, rock’ın gelmiş geçmiş en yaratıcı adamlarından biri. Pink Floyd’la birlikteyken bir sürü önemli iş yaptı; gruptan ayrıldıktan sonraki albümleri, mesela ‘Pros and Cons of Hitchhiking’ de rock tarihinde önemli bir yere sahip. Ama Waters’ın albümlerinin içinde, en etkileyici olan kuşkusuz Pink Floyd yıllarında, Syd Barrett’la yaptıkları ‘The Wall’dur. Pink Floyd’un müziği zaten senfonik rock başlığı altında değerlendirilir, ‘The Wall’ hepten öyle özellikler taşıyordu, bilindiği gibi sonradan, bu türden karanlık, karamsar mevzularda usta olan Alan Parker tarafından filme alındı. ‘The Wall’un müzikal olarak Roger Waters’ın en iyi çalışması olduğunu tartışanlar olacaktır ama sözleri, müziği ve filmiyle 20. yüzyıla damgasını vuran bir kült oldu.
Birikim Neyi Biriktiriyor.

Marie Antoinette.

Find her on Google Blog-search; on Google Groups-search; on Google Scholar-search.

Radikal feminizm nedir? Aslında bu tanım ilk olarak ikinci dalga tarafından kadınların oy ve eğitim hakkı için mücadele eden birinci dalgayla aralarındaki farka işaret etmek için kullanılmış. daha sonra sosyalist feministler kendilerini bu biçimde tanımlamaya başlamışlar. bugün bu tanımın içi farklı ülkelerde farklı biçimde doldurulabiliyor. ama bütün bunların temelinde ortak bazı noktalar var; bunları başında feminist hareketi ideolojik, politik ve örgütsel olarak başka her türlü hareketten bağımsız tanımlamak, bunu tartışma konusu bile yapmamak, kadınların ezilmişliğini birincil politik öncelik olarak tanımlamak vardır. ikinci nokta kadınları ezen ve sömürenin erkekler ve kadınların durumundan sorumlu olan sistemin bu iki cinsiyet arasındaki ilişkileri düzenleyen sistem, yani patriyarka olduğunu fark etmektir. bu noktadan sonra farklılıklar başlar. abd kökenli radikal feminizm, örneğin, andrea dworkin ve feminizme, son derece aydınlatıcı cinselliğin diyaletiği eserini kazandırmış olan shulamith firestone, kadınların sömürülmesini cinsellikle açıklarken benim de kendimi parçası gördüğüm akım kadınların özel alandaki emeğinin erkekler tarafından sömürülmesini koyar. bu akım yer yer radikal feminist, sık sık maddeci feminist, zaman zaman da devrimci feminist olarak tanımlanır. ama birçok ülkede devrimci feminist tanımı politik lezbiyenler için kullanılır. son yıllarda kimi sosyalist feministler de kendilerini maddeci feminist olarak tanımlamaya başladılar. bu farklılıkları anlamak için biraz da feminist hareketin örgütlenme modelini anlamak gerekir çünkü birçok feminist belirli bir işi örgütlemek üzere bir araya gelir ve birçoğu farklı akımlardan, farklı yazarlardan ilham alır. o yüzden tantışmalar da genellikle iş, sloganlar vb üzerinden yürür. ancak benim de benimsediğim, ingiltere’de son zamanlarda yayımına ara veren trouble&strife ve fransa’da questiones feministes dergilerinin temsil ettiği çizgi (geçtiğimiz yıllarda feminist theory adlı uluslararası bir dergiyi de birkaç sayı çıkarttılar) sınırları ve köşeleri tanımlanmış, iktisattan cinsel politikaya, farklı alanlarda söz üretmiş bir akım. bu akımın temel birkaç noktası var; birincisi maddecilik. yani kadınların sömürülmesinin ancak materyalist bakış açısıyla analiz edildiğinde çözülebileceği. bunun en önemli sonucu kadınların durumunu “ideoloji”, “anlayış”, “zihniyet” gibi unsurlarla açıklamamaktır. ikinci nokta, patriyarkanın bir sistem olduğunu, bu sistemin temelinde kadınların ve çocukların aile reisinin egemenliği altında yaşaması ve çalışması olmasıdır. bu akımın en önemli özellilerinden biri, kadınların durumunu tahlil ederken sadece çekirdek aileyi değil, dünyanın birçok yerinde geçerli olan geniş aileyi, sadece sanayii değil tarımı da kapsayan bir tahlilinin olması. üçüncü nokta, cinsiyetin iktisadi sonuçları olan bir durum olduğunu görmek (erkekler kadınları sömürüyor) buna bağlı olarak dünyada sadece kapitalist sınıfların değil patriyarkal sınıfların olduğunu da fark etmektir. kadınlarlarla erkeklerin aralarında sömürü ilişkisi olan birer sınıf olduğunu gördükten sonra bunların arasındaki çelişkinin kadınların devrimci müdahalesiyle gerçekleşeceği sonucuna varmak kolay zaten … (full text).

Ayşe Düzkan.

ayşe düzkan on Third Person Singular (from Radikal newspaper) … once you pick up ‘third person singular,’ it’s impossible to put down—you devour it in one sitting. … this is a book not to be missed by anyone: that is to say, it is a book for gay men, for people who have gay friends, for people who know gay men, who don’t know any gay men, and most of all, for people who think gay men are bogeymen.
Sırma Köksal …

links:


Feminism against the east/west divide
, lady Mary’s turkish embassy letters, by TERESA HEFFERNAN;

‘En tehlikeli kurum aile’;

Kurdische Frauen und das Bild der kurdischen Frau;

What Did Kaos GL Do Between 1998 and 2002;

köpeği ısırmak;

KÖLELİK KADER DEĞİL! EV KADINLARI ÖRGÜTLENİN.